26 Ekim 2009 Pazartesi

Artık kendime ve içimde büyüyen “can” a daha çok dikkat etmem lazım – ama nasıl??

Son iki gündür sağlıklı beslenmeye, zamanında uyuyup zamanında uyanmaya, yürüyüş yapmaya çalışıyorum. Artık ne de olsa içimde başka biri var! Onun oluşmasına biz neden olduk bu nedenle onu koruyup kollamalı ve ona en uygun yaşam şartlarını oluşturmalıyız. Bu dönemde de bunu yapacak kişi benim. Zaten Allahtan canım tatlı vs hiç istemiyor ve iştahım da kapandığı için sağlıklı beslenebiliyorum. İnşallah hamileliğimin sonuna kadar da böyle gider ve ben bir fil hamile olmam! Lütfen lütfen öyle birşey olmasın! Zaten kilo problemim var bir de üstüne deniz topu yutmuş gibi görünürsem kendimi çok kötü hissederim.

Bugün öğleden sonra midem yanmaya başladı. Eskiden olsa hemen bir antiasit alıp kurutulurdum ama şimdi ilaç yasak! Ne yazıkki bu meret de ilaçsız geçmiyor gibi. 2 saattir midem yanıyor, su içtim, eti form yedim ama nafile yine yanıyor. Bir de öğle yemeğinden sonra bastıran uyku çok fena oldu. Dün akşam 8 saat uyudum ama şu an sanki 3 gündür hiç uyuymamışım gibi uykum var. Sadece bir yere kıvrılıp uyumak istiyorum. Güya enerjk ve hareketli bir hamile olmak için spora başladım. Sabah ve akşam işle ev arasında yürüyorum ama yine çok yorgun hissediyorum.

Ayrıca bacaklarım da çok hassaslar. Çok yürüyüşten mi bilemedim. Biraz bastırınca sanki bir yere çarpmışım da çürümüş gibi acıyor. Pınpın ilk aylarda kendini çok yorma istersen, bacakların bundan ağrıyor olabilir dedi. Bir de çarpıntım oluyor. Pınpın’a göre kalbimin daha hızlı atmasına alışmalıymışım bu normalmiş ne de olsa içimde bir kalp daha oluşmaya çalışıyormuş.

Bu arada ben hala inanamıyorum hamile olduğuma önümüzdeki Cumartesi Ferda Hanıma gidince umarım ultrasonda herşey normal bir şekilde görünür de ben de artık emin olurum. İnanmıyorum diyorum ama her türlü önlemi alıyor yeme içme hareket etme prosedürlerine uyuyorum, işte bu tam benlik bir davranış, her zamanki gibi aşırı tedbirliyim. Hatta öğlen kumaşçıya gidip pantolon ve eteklerimin önüne dikmek üzere lastikli kumaş aldım şimdiden:)

25 Ekim 2009 Pazar

Vücudum patlayacak gibi!

İnsan hamile kaldığı andan itibaren tüm ilgisini kendi bedenine yöneltiyor. Hani periyoduna bir hafta kala acayip şişkin hissedersin ya sürekli olarak o haldeyim. Arada sırada karnımda sanki reglin ilk günlerindeki gibi hafif bir ağrı oluyor. Göğüslerimse sanki benim değiller. İnanılmaz derecede hassas ve şişler. Daha ilk ayda böyle ise dokuzuncu ayda nasıl olur acaba diye düşünmek istemiyorum. Bacaklarımın üstü de ağrıyor. Ama daha çok et kesiği gibi. farkında olmadan çok mu yordum acaba? Henüz bulantı yok neyseki. Hatta biraz iştah kaybı var - ki bu bence iyi birşey. Bir de deli gibi susuyorum. Bu da iyi tabii.

Dün akşam kociş şehir dışında olduğundan Esin bizde kaldı. Sana müjdem var deyince hissettti hemen hamileliğimi. Zaten altıncı hissi çok güçlüdür. Çok sevindi. Geç saate kadar lafaldık. Bugün de Esin'le beraber Nişantaşında dolaşmaya çıktık. Her zamanki gibi vitrin vs baktık. Ben henüz kendimi hamile gibi hissetmediğim için bebek eşyalarına falan hiç bakmadık. Hala bebek sahibi olacağım zamana daha çok var gibi geliyor.

Her zamanki gibi Atiye sokaktaki Hint dükkanından ip bilezikler aldık kendimize. Adam 3 tane alınca 15 liradan 12 liraya indirdi. Çocuk gibi sevindik. Saray'ın bahçesinde yer bulup akşam yemeği yedik. Sonra Esin gitti ben de eve döndüm.

Akşam TV'nin karşısında otururken 2 büyük kupa dolusu çay içtim. Sonra da çarpıntım oldu. Kendi kendime akşamları çay içmeyeyim bari dedim. Ghost Whisperer'ı seyrederken artık hormonlardan mı yoksa cidden çok acıklı bir bölüm olduğundan mı bilmiyorum (başroldeki Melinda'nın kocası ölüp hayalet oldu) çok üzülüp ağladım.

Neyseki 2 saate kadar kociş evde olacak. Bana yat uyu beni bekleme dedi ama uykum yok henüz. Zaten deli gibi susadığım için çok su içiyorum bunun sonucunda da yarım saatte bir WC''ye gittiğim için bana rahat uyku yok.

Hem bu gece saatler 1 saat geriye alınıyor. Yaşasın yarın sabah 1 saat fazla uyuyacağız:)

Bu kadar çabuk oluyor muymuş?!

Üç ay kadar önce çocuk yapmaya karar verdik ama bunun için öyle “hummalı” bir çalışma yapmıyorduk. Ben bu işi öyle iş gibi “hadi çalışmalara başlayalım” diye yapmayı hiç istemedim. Sadece korunmaya son verdik ve olayı akışına bıraktık. Ekim ayının 19’u (yaş günüm:)) veya en geç 20’sinde periyodumun başlaması gerekiyordu - ki benimki çok dakiktir - ama başlamadı. Ben de pek ihtimal vermemekle beraber bunun üzerine ayın 22’sine kadar bekledikten sonra acaba mı deyip sabah işe giderken eczaneden bir hamilelik testi aldım. Gerçekten de sonucun pozitif çıkacağını pek beklemiyordum benim gibi 30’lu yaşların ortalarındaki arkadaşlarımdan ve akrabalarımdan birçoğu uzun süre denemeler ya da tedavi sonucu çocuk sahibi oldular. Bu nedenle ailede ve etrafta bolca “teknoloji” ikizi vardı.

Ama yine de periyodumun gecikmesi normal değil diyerek testi yapmaya karar verdim. Netteki araştırmalarımda erken dönem hamilelik testlerinin sabahın ilk idrarına uygulanması ya da en azından idrarın ilk damlalarına değil yoğunlaştığı anda uygulanması gerektiğini okuduğum için mesanemin iyice dolmasını bekleyip tuvalete gittim ve testi uyguladım.

Testi uygular uygulamaz ilk çizgiyle beraber ikinci çizgi de belirmeye başladı. İkinci çizgi biraz daha silik olsa da hamileydim!!!

Yine de hem kesin emin olmak hem de kaç haftalık olduğunu öğrenmek için kesin sonuç veren hamilelik kan testi yaptırmaya karar verdim. Heyecandan içim içimi yerken kocişi arayıp etraftan kimsenin duymamasına dikkat ederek “galiba hamileyim” dedim. Çok sevindi tabii ama daha kesin emin değilim öğlen kan testi yaptıracağım dedim. O da bana sonuçları akşam beraber alacağız ama söz ver dedi. Tamam dedim. Ama öğlene kadar daha 1.5 saat vardıL Zaman geçmek bilmiyordu.

Öğlen iş yerime oldukça yakın olan küçük bir özel hastaneye neredeyse koştura koştura gidip test için kan verdim ve geri geldim.

O gün öğleden sonra yaptığım hiçbir işe konsantre olamadan saate bakarak geçti.Neyse ki sonunda akşam oldu ve kociş iş yerimden beni aldı. Yüzünde saklayamadığı bir gülümseme vardı. Onun bu halini görünce iş yerinde kimseye söylemedin daha değil mi dedim hafif kızarak lafı ağzında geveleyince herkese söylediğini anladım tabii. Neyse. Ama ben 3 aylık olmadan çok yakınlarımız dışında pek kimseye söylemeyi düşünmüyorum.

Beraberce hastanenin yolunu tuttuk ve hemen laboratuara inip test sonucunu sorduk. Laborant kız bize bir zarf verdi. Ben hemen heyecanla zarfı açtım. Zannediyordum ki sonuç negatif veya pozitif yazacak. Oysa kağıtta sadece B-HCG 253.0 diye numerik bir değer yazıyordu. Kıza dönüp ben bunu anlamadım hamile miyim değil miyim dedim. Kız, kıl bir şekilde bizim bunu söyleme yetkimiz yok doktorunuza sorun ama dedi. Biraz ısrar edince de galiba hamilelik yok dedi. Benim moralim bozuldu ve kızdım açıkçası. Ben zaten kendi doktoruma gideceğim ama hamile olup olmadığımı ogün o saatte öğrenmek istiyordum. Biraz daha ısrar edince kız doktorumuz az önce çıktı biraz erken gelseydiniz yakalayıp sorardık dedi. Ben iyice kızdım ama o anda kızın söylediği doktorun ismi kocişe tanıdık geldi. Meğer o doktorun babası kocişi dünyaya getirten doktormuş. Ailece tanışırlarmış. Kocişin aklına doktoru arayıp sormak geldi neyse ki. Danışmaya çıkıp doktoru aradı değeri söyledi ve doktor kocişe daha çok erken bir safha, 3 ya da 4 haftalık, ama tebrikler eşiniz hamile dedi.

Ben içten içe hala inanamasam da kocişle beraber çok sevinçliydik. Hastaneden çıkınca bizi geçmiş yaş günümü kutlamak için yemeğe çağıran yakın arkadaşlarımıza gitmek üzere taksiye bindik. Takside ben gündüz kendilerini arayıp konuştuğum 2 yakın arkadaşıma müjdeyi verdim. Çok sevindiler. İnsan kaymağı Pınar kendi 4 yaşındaki kızına kardeş geldiğini söyledi Feroş’da darısı benim başıma dedi. Kociş de kendi yakın arkadaşına haberi verdi. Onlar da bebek kokusunu özlemiştik dediler. Herkes çok mutlu oldu. Ne güzel.

Arkadaşım Ebru’nun annesi hem benim liseden çok sevdiğim Fransızca öğretmenim hem de kocişin vefat eden annesinin çocukluk arkadaşı olduğundan kocişi oğlu gibi sevdiği için manevi kayınvalidem olur. Bu akşam onun da yaş günü olduğu için hediye aldığım resim çerçevesinin içine öğleden sonra hazırladığım notu iliştirip tekrar paketledim. Notta “bu çerçeveye benim ilk resmimi koy olur mu babaannecim” yazıyordu.

Ebru’lara varınca daha fazla sabredemediğimiz için kayınvalideme hediyesini verdik. O da bana benimkini verdi. Ama biz bir an önce hediyeyi açmasını ve mutlu haberi o nottan öğrenmesini istiyorduk. Kayınvalidemi hediyeyi aç bakalım beğenecek misin diye kışkırttıktan sonra notu da oku ama dedik. Gözlüklerini arayıp taktı ve notu okudu. Sonra kenara koyup tam teşekkür edecekken birden notu tekrar aldı ve sevinçle bağırmaya başladı. Onun bağırışlarını duyan Ebru ve kocası mutfaktan koşup geldiler ne oluyor diye. Herkes çok mutlu oldu tabii. Hemen hep beraber yaklaşık ne zaman doğacağını hesapladık. Haziran sonu temmuz başı gibi gelecek hayırlısıyla.

Benim annemlere akşam eve gelince rahat rahat haber vermeye karar verdik. Gece eve gelince annemleri aradık. Telefonu annem açtı ve kendisine pek beklenmedik bir müjdemiz olduğunu söyledik. Annem hemen şu aralar maddi olarak biraz sıkıntıda olduğumuz için sürpriz bir yerden bir para vs geldi zannetti. Yok hayır “anneanne oluyorsun” dediğimde önce bir sustu. Sonra yaklaşık 30 saniye kadar anlamsız hayret nidaları çıkardı. Neden sonra gülmeye başladı ve babama seslenip ona “dede oluyormuşsun bak” dedi. Çok şaşırdılar ama çok da sevindiler. Ne de olsa 35 yaşındaki tek evlatları sonunda onlara bir torun verebilecekti:)