Hayat insana iyi kötü birçok sürpriz hazırlıyor. Bir çocuğun oluşumu nasıl bir mucize, güzel bir sürpriz ise o çocuğun daha oluşumunun birinci ayında kayıp gitmesi de hayatın kötü bir sürprizi olsa gerek. Evet, ilk bebeğimiz daha henüz bir aylıkken bu hayata gelmemeye karar verdi.
Bunu tevekkülle kabullenmek hiç kolay olmadı. Önce kendimi bir cenini bile içimde taşıyamadım diye suçladım çok. Sonra hayata karşı güvensizlik oluştu. Bir daha bebek sahibi olmayı dener miyim bilmiyorum noktasına geldim. Ama sonra kendimi toparlamayı başardım ve doktorun istediği üç aylık bekleme süresinin dolduktan hemen sonra tekrar denemelere başladık.
Şubat ayı ortasındaki daha ilk denememizde bir mucize daha oldu ve içimde tekrar bir “can” taşımaya başladım! Daha çok yeni. Ama ben biliyorum onun şimdiden orada olduğunu. Henüz en fazla iki haftalık olduğunu da biliyorum. Regl’im birgün gecikince hamilelik testi alıp uyguladım ve ikinci çizgi çok silik de olsa oradaydı! Mucize:)
Hoş şu anda doktora gitsem o bana son regl tarihimi soracak, ondan itibaren hesaplamayı yapacağı için içimdeki “can” bir aylık olmuş olacak. Garip ama doktorlar hamilelik haftalarını böyle hesaplıyorlarmış. Yani sen her ne kadar “can”ın ana rahmine düştüğü günden emin olsan da son regl tarihini başlangıç kabul ediyorlarmış. Aslında bu anlaşılır bir durum çünkü tıbbın bu kadar ilerlediği günümüzde bile hamilelik ve doğum olayı hala gizemini koruyan bir süreç. Doktorlar bu sürece sadece tanık olabiliyorlar neredeyse.
İlkinde çok dikkatli, planlı programlı olmaya çalışmıştım. Çok sağlıklı beslenmeliydim. Kahve çay içmemeliydim. Sabahları ceviz kayısı vs. yemeliydim falan. Hatta hareket etmiş olmak için bir sabah ajansa yürüyerek gelmiştim kan ter içinde. Sonra da hareketlerime falan çok dikkat etmeye başlamıştım. Bu defa bu kadar çok takıntılı değilim açıkçası. Benim doktorum da Ebru’nun doktoru da benzer şeyler söylemişti. Biz şempanzelere çok benzer genlere sahibiz. Onlar hamileliklerinde daldan dala atlamayı sürdürüyorlar. Biz neden kendimizi kısıtlayalım ki? Ceninin çok erken devrelerde düşeceği varsa düşüyor zaten. Bunun için yapacak pek bir şey yok. Doğal ayıklanma diyorlar buna. Hatta hamileliklerin yüzde ellisi düşükle sonuçlanıyormuş. Bazen bu düşük çok erken devrelerde olduğu için kadınlar bunu rahatlıkla birkaç gün gecikmiş regl zannedebiliyorlarmış. Doğa, hatalı oluşumları kendi kendine yok ediyormuş. Ben de bu aralar maddi ve manevi olarak pek öyle kendime özel dikkat gösterecek bir dönemde olmadığıma göre her zaman ne yiyip içiyorsam (alkol almıyorum pek zaten, ayda yılda bir bira içerim, sigara zaten içmem) onu yiyip içmeye devam edeceğim. Tabii antiasit dışında ilaç almamaya dikkat ediyorum.
Antiasit demişken hamilelik süresince en sık şikâyet edilen durumun mide yanması olduğunu okumuştum. Gerçekten de içimdeki “can”daha iki haftalık bir zigotken bile ne yersem yiyeyim midem deli gibi yanıyor. Umarım tek sıkıntım bu olur tabii.
Geçen hafta, sanırım daha ilk haftadayken, sabaha karşı midemin bulandığını hissettim. Tuvalete gidip kusmamı falan gerektirecek kadar yoğun bir his olmadı ama beni uykumdan uyandırdı.
Bir de tabii şu hassaslaşan göğüsler meselesi. Aynen birincide olduğu gibi acayip hassaslar ve ağrıyorlar. Bu dokuz ay böyle devam edecekse yandım tabii.
İştah kaybı ve sürekli su içme isteği aynen geri geldi. İştah kaybı kısmı şimdilik avantajlı bir durum tabii:)
Bir de bu hafta sonu çok fenalaşan göz çevremdeki alerjik dermatit hamilelik hormonlarıyla mı ilgili bilemiyorum. Olmasa iyi olur! Mücahit abinin hazırladığı preparat şimdilik beni bayağı rahatlatıyor.
İki hafta sonra falan doktora ilk hamilelik kontrolüme gitmeyi düşünüyorum. Tabii bu arada bir kere daha “kötü bir sürpriz” olmazsa. Lütfen olmasın…